Mehmet Akif, İstiklal Marşı’mızın şairi olduğu kadar, büyük bir münevver idi. Bir cihan imparatorluğunun parçalanmasına, Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyetimizin kuruluşuna tanıktık etti. Yaşanan acıyı yüreğinde hissetti ve o acıyı kağıda döktü. Akif’in hemen her satırı, çok büyük coğrafyayı kardeşliğe ilerlemeye, kalkınmaya çağırdı. Bu noktada Akif adeta yüreğini parçaladı.
Mustafa Özçelik’in Şiir, Şair, Ödül yazısı konuyla ilgili yazısı:
Resmi makamlar, 2011 yılını “Mehmet Akif yılı” ilan ettiler. Buna vesile olan olay ise, 2011 yılının Akif’in vefatının 75. ve onun anıt eseri “İstiklal Marşı”nın, TBMM’de milli marş olarak kabul edişlinin 90. yılı olmasıydı.
Bu tür, yıl olayları ilk bakışta sevindiricidir. Hele de Akif’le ilgiliyse.. Zira, Resmi makamlar, devletin milli marşını yazan şaire yıllar boyunca hep soğuk ve mesafeli durdular. Gerek fikirlerini gerekse İstiklal Marşı’nı rejim yanlısı sivil unsurlarla da beraber, hep tartışma konusu yaptılar. Fakat, zaman içinde bu soğukluk, devlet katındaki bazı hissiyat sahibi insanların ve daha çok da sivil inisiyatifin çabalarıyla zaman içinde kısmen de olsa giderildi. 1986 yılı bu anlamda bir milat oldu. Bu yıl, Akif’in vefatının 50. yılıydı. İşte bu durum, vesile kılınarak, yarım asır önce kendisini Mısır’a hicrete zorladığımız Akif’ten bir anlamda özür diledik ve o yılı “Mehmet Akif Ersoy yılı” ilan ettik.
Şimdi ise ikincisini yaşayacağız bu olayın. Umulur ki (daha fazla…)



