Bu ‘muhteşem Türk’le hepiniz gurur duyacaksınız!

0 yorum var

14 kez görüntülendi. | Tarih: 9th Aralık 2008 | Yazar: abdelk | Kategori: Görüşme/Reportage

01307fc931407d9e34cbyEşref Armağan adlı o güzel

adamı da, kendisini ülkemizin

 sınırlarından dışarı taşırıp

bütün dünyaya tanıtan duygu yüklü Discovery

Channel belgeselini de ilk kez Hürriyet gazetesi

yazarı Ayşe Arman’ın yakın tarihli bir yazısı

sayesinde tanıma fırsatı buldum.

Arman, 19 Kasım 2008 Çarşamba günkü köşesinde

 Ankara’da yaşayan görme engelli bir ressamdan söz ediyor ve bu kişinin hayatını anlatan

“The Blind Painter” adlı bir mini-belgeseli izlememiz

için âdeta yalvarıyordu:

 Yazı için tıklayın

 Meslektaşımın hararetli tavsiyesi üzerine “Acep nasıl

 bir şey ola ki bu film, Ayşe Arman’ı böylesine can

 evinden vurmuş?” diyerek, söz konusu yazıda verdiği

internet linkine tıkladım ve yaklaşık 10 dakika süren

Amerikan yapımı o belgeseli izledim.

Film bittiğinde gözlerim dolu doluydu; tek kelimeyle

dumur olmuş bir durumdaydım.

Emin olun ki hemen atlayıp Ankara’ya gitmek ve o yapımda

 tanıtılan Türk ressamın boynuna sarılarak “Sağol be Eşref

 ağabey” demek istedim, “Küresel ölçekteki imajı nicedir

yerle yeksan olmuş bu toplumu temsilen uluslararası

medyada hemen her gün karşımıza çıkan onca sevimsiz

örnekten sonra, bütün dünyaya böylesine olağanüstü bir

Türk profili sunduğun için Allah senden razı olsun…”

Eşref Armağan, halen 50′li yaşlarını sürmekte olan bir

ressamımız… 1953-İstanbul doğumlu, ancak uzun yıllardır

 başkentte yaşıyor. Doğuştan görme engelli, yani hayatı

boyunca “ışık” denilen nimeti hiç tanımamış. Buna karşılık,

parmaklarıyla yağlıboya resimler yaparken ışık, gölge ve en

 önemlisi de “perspektif” konusunda inanılmaz sonuçlara imza

atıyor. Bu da batılı bilim adamlarını şaşkına çeviren bir durum.

 Hattâ, “durum”dan da öte, resmen “normal ötesi bir fenomen”…

Doğuştan görme engelli birinin beyninde doğaya ilişkin imajların

bu denli gerçekçi ve doğru orantılar içinde nasıl canlanabildiğini

anlamak için ressam Eşref’i Ankara’daki evinden alıp önce Harvard Üniversitesi’nin Nöroloji bölümüne götürüyorlar. Orada, bir sürü

bilim adamı onun beyninin çalışma sırasında verdiği tepkileri

incelerken, o da laboratuarda gayet sakin bir edâyla birbirinden

 hoş resimler yapmaya devam ediyor.

Bir sonraki aşamada ise ekibin başı olan Kanada-Toronto

 Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. John Kennedy’nin

Eşref ile birlikte İtalya’nın Floransa kentine gittiğine tanık oluyoruz.

Floransa’da, perspektif konusunda sanat tarihinde aşılmaz

bir örnek oluşturan, Rönesans’ın büyük ressam ve mimarı

Filippo Brunellesschi’ye ait sekizgen formda bir yapı var. Burası,

 İngilizcede “baptistery” olarak adlandırılan, hemen yanıbaşındaki

 kilisenin vaftiz âyini için ayrılmış kısmı…

Dr. Kennedy, “Brunellesschi’nin vaftizhanesi perspektif konusunda

 çığır açmış bir yapıdır. Eğer ki Türkiye’den getirdiğimiz mucize

adam Eşref hiç görmeden bu yapıyı da kâğıda çizmeyi başarabilirse,

o zaman ben de tam şuracıkta şaşkınlıktan çatlayacağım” diyor.

Ve Eşref, elleriyle binanın duvarlarında yaptığı kısa bir keşiften

 sonra, bu binayı da kusursuza yakın bir perspektifle çizmeyi

başarıyor. Gözleriyle değil, “kalbiyle” görerek…

Türk ressam çizimini bitirdikten sonra, başta Dr. Kennedy olmak

üzere, çevresine toplanan farklı uluslardan sanatseverlerin

kendisine gösterdikleri ilgi ve sevgiyi mutlaka izlemelisiniz.

 İnsanlar arasındaki bütün ırkî, dinî ya da kültürel sınırların

ortadan kalktığı müthiş bir an bu…

Hele de Kennedy’nin gözleri yaşararak söylediği şu sözler ne

kadar da güzel:

“Bana göre, Eşref’in yaptığı çizim, Brunellesschi’nin 6 asır önce

vaftizhaneyi buraya diktiği günden beri mimarî tarihinde

yaşanmış en önemli ikinci andır.”

Bu sıradışı adamdan ve ona adanmış müthiş yapımdan bizleri

 haberdar ettiği için Ayşe Arman’a içtenlikle teşekkür ediyorum.

 Okurlarıma da -internete yüklü olmasına rağmen- ses ve

görüntü kalitesi açısından neredeyse DVD düzeyinde olan

 bu filmi -eğer İngilizce bilmiyorlarsa, konuya tam anlamıyla

 vâkıf olabilmeleri için, mutlaka İngilizce bilen bir akraba ya da arkadaşlarıyla birlikte- izlemelerini öneriyorum.

Discovery’nin çektiği bu mini-belgesel sayesinde, dinî ilimler terminolojisinde sıklıkla geçen “insanın kalp gözünün açık

olması” deyişinin ne anlama geldiğini mükemmel bir örnek

eşliğinde öğreneceksiniz.

Çünkü filmin -muhtemelen Hıristiyan olan- yönetmeni,

hayatım boyunca izleme fırsatı bulduğum en “tasavvufî”

 içerikli belgesellerden birine imza atmış.

Dediğim gibi; tez zamanda izlemeli ve aynı zamanda “kalp

 gözü açık” dostlarınıza da izletmelisiniz.

Ankaralı âmâ ressam Eşref Armağan’a ilişkin

olarak Discovery Channel’da yayımlanan

mini-belgeselin linki:

http://www.mytopclip.com/play.php?vid=882

 

Ressam Eşref Armağan’a ilişkin ayrıntılı

 bilgi içeren bazı siteler:

http://www.haberanadolubil.com/?sayfa=haber_detay&H=45
www.armagan.com
www.esrefarmagan.com

 

Brunellesschi’nin 1413′de Vaftizhane’nin

tasarımını gözünde nasıl canlandırıp yaptığını

 anlatan bir sitenin linki: ve diğer link….

Benzer yazılara gözatın!


, , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın